Başka bir ekonomi mümkün mü?

Haftanın çevre skandalları arasında Volkswagen’in emisyon testlerinden geçer not almak için yaptığı yazılım usulsüzlüğü giderek yayılıyor. Bu haberi görünce biraz sevindiğimi fark ettiğim için “niye?”sini karalamak farz oldu.

Her şeyden önce bu skandal çevreye iddia ettiğinden çok daha fazla zarar veren milyonlarca araca işaret ediyor, ancak aynı zamanda çevreye daha duyarlı olmaya çalışan milyonlarca kişinin de işaretçisi.

Evet, doğru okudunuz! Bu söylediğim size biraz Polyannacılık gibi gelecek ama kendince çevreye daha duyarlı olmaya çalışan milyonlarca kişi var diye bir okuma yapıyorum.

Sinirlerinizi daha fazla zıplatmadan kendimi biraz izah etmem gerek sanırım…

İklim değişikliği ve sıradan vatandaş

Daha 15 yıl önce bilim adamları arasında iklim değişikliği vardır-yoktur tartışmaları yapılırken Türkiye’deki sade vatandaşın gündeminde çevreye daha duyarlı davranmak pek fazla yoktu. Değişimin başladığını hissettiğim yılsa 2006’ydı. Aracına bindiğim bir taksi şoförü, sera domates yememek gerektiğini, sera gazı yaptığını söylediğinde gülümseyerek içimden “aha” dedim, “galiba bir şeyler değişmek üzere.”

Her ne kadar yaygınlaşmasa da, mesela batı dünyasında çevre duyarlılığı konusunda prestij olarak görünen Toyota Prius’lar tam da milenyum başında gelişti (hangi elektrikle çalışıyor diye sormak lazım?!) ve araçların sebep olduğu karbon salınımıyla beraber iklim değişikliği giderek daha çok gündemimize düşer oldu. Hal böyleyken her sektörde görmeye başladığımız bir şey daha oldu. Şirketler bu çevreye duyarlı vatandaştan pazar payını alabilmek umuduyla Ar-Ge’ye yöneldi, kendini geliştiremediği yerde de yeşil-badana (greenwashing) yaparak farkı doldurmaya çalıştı.

Bazıları her satın aldığınız ürün karşılığı birkaç ağaç diktiği veya ürün ömrünü doldurduğunda toprağa gömülüp içinden ağaç çıkacağı ya da bio-çözünür olduğu iddiasına sığındı (ki bu bir çözüm değil, zira artırdığınız tüketimden elde ettiğiniz kârı nasıl tekrar yatırıma çevirdiğiniz ya da bio-çözünürün gerçekte ne demek olduğu da bir o kadar önemli). Bazıları şirket logosunu daha yeşil renklere büründürüp, insan gözüne hoş ve ahenkli görünen örüntü biçimlerine çevirdi. Bazılarıysa dünyaya ve insana gerçekten duyarlı olan yollar geliştirmeye çalıştı.

Bu farklı yöntemler arasında neyin gerçekten fayda ettiği konusunda şirket yöneticilerinin olduğu kadar nihai kullanıcının, ya da nam-ı diğer tüketicinin de aklı karışık. Net görünen bir şey varsa, o da iyi niyetli denebilecek tüketicinin şirketler üzerinde yarattığı değişim baskısı.

Sürdürülebilir ekonomi

İktisatçı bir annenin permakültürcü kızı olarak son yıllarda görüyorum ki annemle olan ilgi alanlarımız birbirine yaklaşmaya başladı. Gerek sınırsız ihtiyaçların giderek sınırlı kaynaklarla dengelenme çabası diyelim, gerek sanayinin yeryüzünden hammadde olarak kaz(ıy)ıp, kâra çevirip yok ettiği kaynakların hızla sona ermesi, milyar dolarlık şirketlerde bir çırpınıştır başladı. Ayılışa geçmiş hemen hemen hepsinde bir sürdürülebilirliktir gidiyor.

Sanmayın ki her yıllık raporunu “sürdürülebilirlik” kelimesiyle süsleyen şirket bunun gerçekten ne demek olduğunu henüz anlamış olsun. Tahminim odur ki çoğu için birincil endişe şirketin bir 10 yıl, haydi olsun 50 yıl sonra ayakta kalabilmesi. Bunun için bazıları üretim maliyetini düşürmek ve üretimi Uzakdoğu’ya taşımak gibi yollara gitti, bazıları da hammaddesinin (bazen ekoloji pahasına) üretimini ve verimini artıracak modeller araştırmaya.

Tüm bu çabalar, bana kalırsa, birkaç yıl içinde gerçek yüzünü gösterecek ve kendi ve gezegen için sürdürülebilirlik konusunda samimi olan firmaların hak ettikleri primi yapmasını sağlayacak.

Bütünü görmeye çalışmak

Benzetmek gerekirse, bazen bu olan biteni gözlerimi hafif kısıp uzaktan görmeye çalışıyorum. Biz permakültürcüler var olan kapitalist ekonomik sistemi eleştirmekle de biliniriz. Permakültürün etik ilkelerinden üçüncüsü “ihtiyaçlarını asgariye indirip, fazlasını vakfetmek” olduğundan, ekonomi ve tüketim alışkanlıklarımıza baktığımda “peki bu değilse ne?”, “hemen yarın değilse de, yavaş yavaş gelmekte olan ne?” diye bakmaya çalışıyorum. Daha önce bahsettiğim Two Loops sistem değişim modelinin önerisine göre, var olan sistem çöküşe geçerken, bir diğeri kendini göstermiş olmalı.

Yazının başında bahsettiğim Volkswagen skandalı, eski sistemin başarısızca kendini uyumlama çabasına işaret ederken, diğer oluşumlar yeninin habercisi. Tüm dünyada yayılmaya başlayan paylaşım ekonomisi veya sosyal fayda şirketleri bunlardan bazıları olabilir gibi görünüyor.

Paylaşım Ekonomisi

Business Insider’ın paylaşım ekonomisine değinen yazısı insanların giderek daha az araç sahibi olmak isteğini ve bunun da araç kiralama şirketlerinin kâr etmesine vesile olduğunu yazıyor. Elbet bu araç sayısında yeterli bir azalma sağlamayacaktır ancak trendler açısından iyi bir gösterge denebilir.

Kişisel araçların azaldığı, daha çok insanın (daha medeni bir) toplu taşıma kullandığı ve yolların bisiklet-sever olarak dönüştüğünü görme isteği bakî kalsın, Türkiye’de yayılmakta olan bir araç paylaşım modeli de sharemyfare.com. 10 dilde ve pek çok ülkede geçerli olan bu sistem, belki şaşıracaksınız, aslen Türkiyeli. İstanbul gibi her gün işe gidebilmek için kıtalar arası seferi olunan bir şehirde trafiğin, ve tabii ki karbon salınımının bir kısmını tek başına aracında seyahat eden kişiler oluşturuyor. Aynı rota üzerinde seyahat edenleri buluşturan, trafiğe ve yolda geçen yalnızlığa biçare olan bu sitenin daha fazla duyulması ve yayılması sanıyorum hepimizin hayrına olur.

ShareMyFare Türkiye’de işleyen paylaşım ekonomisi sunucularından sadece biri. Dileyenler için giysi takasları, eşya takasları ve dahası beceri takasları sunan pek çok oluşum mevcut. Bunlardan yakından tanıdığım ve pek sevdiğim ikisi EsyaKutuphanesi ve Zumbara. Yine Facebook’ta takip ettiğim ve zaman zaman katıldıklarım arasında sayılabilecekler Freecycle İstanbul, Armağan Çemberi ve Giysi Takası. Sanırım ileride bunlar ve benzeri oluşumlarla ilgili daha kapsamlı bir şeyler yazacağım.

Sosyal Fayda Şirketleri

“Var olan” ekonomik düzenden çıkış senaryoları arasında bana parlak görünen seçeneklerden diğeri sosyal fayda şirketleri. Farklı bir felsefeyle yeni kurulacak şirketlerin yanı sıra, var olan şirketlerin kendilerini dönüştürmesini de sağlayabilecek nitelikte. Şirket felsefesinin merkezine daha çok kâr etmeyi değil, dünya için daha çok fayda sağlamayı koyan bu tip şirketler, permakültürdeki şeytan şirket-melek dernek ikilemine sanki bir alternatif sunuyor.

Volkswagen ve benzer yüzlerce şirketin ilerlediği yolda, yani çevreci görünme çabasının ardında şirketin kârını her şeyin üstünde tutmanın, çevreye duyarlı vatandaşı giderek daha az kandırabileceğine inanıyorum. Tüketiciler bilinçlendikçe şirket vaatlerinin arkasını daha dolu ve kanıtlanmış görmek istiyor. Belki hiç birimizin oturup verileri dikkatli incelemeye vakti yok ancak aptal yerine konmaktan da hoşlanmıyoruz ve bu tip haberler yayıldıkça daha güvenilir şirketleri tercih ediyoruz.

Nasıl ki bilinçlenen tüketici tükettiklerinde önceleri organik sertifikasyon arayışına geçti, ve sonrasında bu ona yeterli gelmediğinde, tanıdık yerel üretici ya da Fair Trade gibi, ürünün temizliği kadar üretim süreci ve işgücünün adaletini de gözeten “adil ticaret”e yöneldi, sosyal fayda şirketlerini de böyle görüyorum.

Bilinçli vatandaş bir hayır kurumuna bağışını yapıp vicdanını rahatlattıktan sonra har vurup harman savurarak tüketim alışkanlıklarına devam edemeyeceği gibi, artık ihtiyaç duyduklarına da vicdanlı üreticiler ve şirketler aracılığıyla ulaşmak istiyor. Bu tür şirketlerin artışı diğerlerinin varlığını önünde sonunda fena halde zorlayacak diye umuyorum. Tam bu sebepten ötürü yazının başında bahsettiğim çevreye duyarlı olmaya çalışan vatandaşın bu tip oluşum ve firmalardan haberdar olmasını önemsiyorum.

Sosyal şirketler epeydir ilgimi kurcalayan ancak yeterli vakit ayıramadığım bir ekonomik model. Bu konuda daha fazla okuma yaptığımda yine bu blogda bir yazıya dönüşecektir elbet. Sizin de ilginizi çektiyse “sosyal işletme”, “sosyal fayda şirketi” ya da bunların sertifikalandırılmış modeli olan Benefit Corporation (B-Corp)’ları araştırmakla başlayabilirsiniz.

Not: Şu makaleye de göz atmanızda fayda var.

(Edit Not 2: Yankılar devam ediyor.)


Reklamlar